SORUNUN TANIMI
Sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle sorunun doğru tanımlanması şarttır. Sorunu ortaya çıkaran faktörlerin/nedenlerin ortaya konulabilmesi, sorunun özgürce tartışılabilmesi; sağlıklı çözüm yollarına ulaşabilmek açısından bir zorunluluktur. Bu bağlamda, Türkiye’nin bir bölgesinde yaşanan tek başına bir Göç Sorunu yoktur; Türkiye’nin şu anda en temel sorunu olan bir Kürt Sorunu vardır ve bu sorun çerçevesinde yıllardır yaşanan bir “Tehcir” (Göçettirme) sorunu vardır. Bu bölgelerimizde yaşayan insanlar, genel olarak göçetmemekte, göçettirilmektedir, göçe zorlanmaktadır. Herkesin güvenlik görevlilerince zorla köylerinden çıkarılmaları şart değildir. Uygulanan eğitim, sağlık veya ekonomik politikaların doğurduğu sonuçlar dolayısıyla köylerini terketmek zorunda kalan insanlar da göçettirilmiş olmaktadırlar. Bu yüzden de göç sorunu yeni değil, çok eskidir ve ülkemizin batısında yaşayan Kürtlerin sayısı, bölgede yaşayanlardan fazladır. Geçmiş yıllarda (Cumhuriyet’in ilk yıllarında) da, zorunlu göç politikaları uygulanmış, birçok köy, batı bölgelerine sürgün edilmiştir. 1990 yılında 109 köy ve mezra boşaltılmış iken bu sayı, 1993 yılı sonuna kadar 923’ü bulmuştur. 1994 yılı içerisinde boşaltılan köy ve mezra sayısı 1000’i, 1995 yılı içerisinde ise 400’ü aşmış bulunmaktadır. Bu rakamlar, tespit edilebilenlerle ilgilidir. Uzun yıllar inkar edilmesine karşın, artık resmi yetkililer de 3000 civarında köy ve mezranın boşaldığını itiraf etmektedirler. Bu sorunun Güneydoğu Sorunu ya da terör sorunu olarak tanımlanması, yıllardır ısrarla uygulanan çözümsüzlükten başka birşey getirmeyen inkarcı, asimilasyoncu, militarist politikaların sürdürülebilmesi amacına dönüktür. Dolayısıyla bir bütün olarak bu ana sorunun çözümlenmemesi halinde, “Göç” sorununun çözüme kavuşturulabileceğinden söz etmek mümkün değildir.
GÖÇÜN NEDENLERİ
Göçün, pek çok nedeni sıralanabilir. Ancak güvenlik görevlilerince köylerin boşaltılması, zaman zaman PKK tarafından bu tür dayatmaların yaşanması, can güvenliğinin kalmaması, gıda ambargosu, ekonomik sıkıntılar, gelir kaynaklarının tükenmesi, sosyo-psikolojik bunalımlar, göçe yol açan en önemli faktörler olup, bunlar hakkında Komisyonunuza sunulan raporlarda ayrıntılı bilgiler bulunduğundan burada detaya girilmemiştir.
GÖÇÜN SONUÇLARI
Zorunlu göçün ürkütücü sonuçlarından bazıları şöyle özetlenebilir: İşsizlik, ekonomik hayatın daha da bozulması, sağlık problemlerinin artması, eğitim problemi, psikolojik sorunlar, sosyal denge bozuklukları, ırkçılık, kültürel bozulmalar, çatışmaların kentlere yayılması, ahlaki bozulmalar ve fuhşun, gayrimeşru işlerin artması, çarpık kentleşme… Kent merkezlerine göçedenler, geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığı, kentlerde yapamadıkları için, göçettikleri yerlerde vasıfsız işçi durumuna düşmektedirler. Yapabildikleri tek iş, hamallık, ırgatlık ve seyyar satıcılık olmaktadır. Nitekim bugün bölgeden yoğun göç alan büyük kentler, işportacı istilasına uğramış bulunmaktadırlar. Bir hamallık işi bulabilmek için yoğun izdihamlar yaşanmaktadır. Göçün en önemli sonuçlarından birisi de ahlaki problemlerdir. Bölgenin en muhafazakar şehirlerinde bile fuhuş yayılmaktadır. Kürt halkının, ne kadar namusuna düşkün olduğu gözönüne alınırsa, fuhşun yayılmasının, ne derece ürkütücü sıkıntılardan kaynaklandığı daha iyi anlaşılır. Ev bulamayan ve küçük mekanlarda birden çok aile ile birlikte yaşamak zorunda kalanlar arasında, istenmeyen ilişkiler başgöstermiş bulunmaktadır. Kentlere gelen işsiz kesim, en kolay, gayrimeşru ve yasadışı alanlarda iş bulabilmektedir. Fedailik, tahsildarlık, korumalık, mafya taşeronluğu, Adana, Mersin, Antalya vb illerde gazino, pavyon, kumarhane işletmeciliği, arazi, emlak, çek-senet mafyacılığı, uyuşturucu, silah, kıymetli eşya kaçakçılığının iş bitiricileri, hep göçettirilmiş aile gençlerinden seçilmektedir. Bu yüzden, göçeden Kürtlerin tümünün bu işleri yaptığı kanaati yaygınlaşmaktadır. Bunun da gelecek açısından, toplumsal barışı tehlikeye düşüren önemli bir faktör olduğu gözönünde tutulmalıdır. Bölgede eğitim, önemli sorunlardan birisini oluşturmaktadır. Göçetmek zorunda bırakılmış insanlar, çocuklarını okullara değil, yiyecek-içecek birşeyler bulma umuduyla çöplüklere göndermektedirler. Eğitim-öğretim hayatından kopuk bu çocukların geleceği düşünüldüğünde, tüm ülkemizin geleceğinin büyük ölçüde karartıldığı hemen görülmektedir. Şimdilik çöplüklerde yiyecek birşeyler arayan çocuklar, bir süre sonra uyuşturucu bataklığına sürüklenmekte ve gençlik dönemlerinde nereye sürüklenecekleri kestirilememektedir. Ülke yöneticilerinin acilen önlem alması gereken önemli sorunlarımızdan biri, şimdiki eğitim probleminden kaynaklanmaktadır. Sağlık sorunları, endişe verici boyutlara ulaşmış olup, artık ulusal basınımızda “Güneydoğulu Psikosomatik” başlıklı haberler yayınlanmakta ve bölgede polikliniklere başvuranların büyük bir bölümünün fiziksel rahatsızlığının bulunmadığı vurgulanmaktadır. Sağlıklı yaşam hakkı unutulmuştur. Bölgedeki olağanüstü koşulların olumsuz etkisi, sağlık hizmetlerinin tüm basamaklarında gözlenmektedir. Aynı hanede birden fazla ailenin yaşamak zorunda kalması, yaşanan şiddete bağlı olarak gelişen psikolojik bozukluklar, yetersiz beslenme, ısınamama, temizlik koşullarına uyulamaması, içme sularının yetersiz ve pis oluşu gibi faktörler, mevcut sağlıksız koşulları artırarak, hastalıklara yolaçmaktadır. Beslenme yetersizliği dolayısıyla çocuklar başta olmak üzere bu insanlar, hastalıklara karşı savunmasız hale gelmiş bulunmaktadır. Diyarbakır’da bile olağanüstü sağlık çalışmaları yapılmamakta ve olağanüstü sağlık önlemleri alınmamaktadır. Birinci basamak sağlık kuruluşları hizmet verdikleri nüfusa hakim olamamakta, risk altındaki nüfusun sorunlarını saptayamamakta ve sağlık hizmetleriyle ilgili değerlendirmeler yapamamaktadırlar. İlçelerde bulunan hastanelerin çoğunda uzman hekim bulunmamakta, yataklı tedavi hizmeti gereken durumlarda, daha çok ayakta tedavi hizmetleri verilmektedir. Eğitim alamayan, karnını doyuramayan, çöplüklerde yiyecek ya da satılabilir plastik ve metal atık toplayan veya sokaklarda dilencilik yapmak veya çalışmak zorunda kalan çocukların, ciddi psikolojik bunalımlara düşmesi ve davranış bozuklukları sergilemesi kaçınılmazdır. Tüm bu sıraladığımız olumsuz şartlara ek olarak, ilk kez köyünü terketmek zorunda kalan, bilmediği bir ortama giren kadınlarda görülen olumsuzluklar,başlıbaşına bir araştırma konusudur. Kimi ailelerde kocasının ölmesi, kaybolması veya cezaevinde olması dolayısıyla çalışmak ya da dilenmek zorunda kalan kadınlarda düşük yapan veya psikolojik bunalıma giren kadın sayısının az olmadığı bilinmektedir. Yaşadıkları sorunlar, bölge erkeklerinin de kendilerine güvenlerini yitirmelerine yolaçmış bulunmaktadır. Köylerinde geçimlerini sağlayan onurlu insanlar, göçettirilmeleri sonucu karşılaştıkları sorunlar yüzünden, önemli psikolojik bunalımlara düşmüş bulunmaktadırlar. Yaşadıkları açlığa rağmen, dilenmeyi onursuzluk olarak değerlendirdikleri için, aileleriyle birlikte günlerce sonra farkedilip hastanelere kaldırılan, yoğun bakıma alınan ailelerin haberlerini hepimiz ibretle izlemiş bulunmaktayız. Kimileri de bu duruma düşmemek için, herşeye rağmen, onurlarını ayakları altına alarak dilenmeyi göze alma durumuna düşmüşlerdir. Bu süreç, insanları çalışma hayatından uzak tuttuğu için önemli ölçüde bir tembelleşme sorunu yaşanmaktadır ve bunun önümüzdeki yıllarda acı sonuçlarının görüleceği değerlendirilmektedir.