Kadın ve Çevre
“Kadın” ve “Çevre” konularının yan yana getirilmesi, önemli bir birlikteliği doğurmuştur. Kadınların, çevreyi “yaşanabilir” ve “sürdürülebilir” kılması açısından rollerinin farkında olmaları durumunda, bu birlikteliğin daha da cazip hale geleceği açıktır. Diğer taraftan, çevrenin bozulmasından ve olumsuz çevre koşullarından en çok etkilenenler de kadınlar olmaktadır. Bu sonuçlar göstermektedir ki, gerek çevreci gerekse toplumsal cinsiyetçi bir yaklaşımla hareket edildiğinde, çevreden etkilenen ve çevreyi koruma sorumluluğu olan kadınların önemi bir kat daha artmaktadır. Kadınlar doğurmak, beslemek, büyütmek ve üretmek işlevleri dolayısıyla doğa ile etkileşim
içerisindedirler. Bu nedenle, benzer işlevleri olan doğaya karşı her zaman kendilerini daha yakın hissetmişlerdir. Dilimize yerleşmiş olan “Tabiat Ana” ifadesi, kadın ve doğa/çevre arası etkileşimi çok güzel biçimde ortaya koymaktadır.

Kentsel ve kırsal bölgelerde meydana gelen çevresel tahribatın, başta kız çocukları olmak üzere kadınların sağlığını ve yaşam kalitesini daha fazla etkilediği bilinmektedir. Kadınlar doğurganlıklarından dolayı, çevre kirliliğinden hem kendilerinin duyarlılıkları hem de gelecek nesilleri etkilemesi açısından daha fazla risk altındadırlar.Odun-kömür dumanla-rı ile tezek-gübre gazları, kadınların solunum ve görme fonksiyonları üzerinde olumsuz etkide bulunabilmekte ya da yemek pişirirken soludukları havadaki kanserojen ve benzipiren maddelerin etkisi, aşırı sigara içmeye eş değer olabilmektedir. Ancak kadınları etkileyebilecek çevre sorunlarını, sadece kadınların geleneksel rolleri göz önüne alınarak belirlemeye gitmek, eksik bir değerlendirme olacaktır. Tehlikeli atıkların havaya, suya ve toprağa verilmesi sonucunda besin zincirine
zararlı maddelerin girmesi, GDO’lu ürünlerin kullanılması veya soluduğumuz havanın bozulması sonucu oluşan sağlık sorunları üzerinde durulması gerekmektedir.
Değişim Kadınları olarak, bunun yanı sıra, afet öncesi hazırlık ve afet kriz yönetiminde kadınların yeterince rol almaması, kadınlar ve çocuklar için farklı ihtiyaçların göz ardı edilmesi, yaşamsal mekânların doğrum planlanmasından uzak olması, kentsel mekânların planlanmasından uygulanmasına kadar her aşmada kadınların söz sahibi olmaması göz önüne alınarak bu konulara ilişkin çözüm önerileri, eğitimler ve projeler düzenleyerek katkı sunmak.